Friday, February 12, 2010

Muğla'da güz baharı II

Uzun zamandır memleketten de uzağım dedim ya.
Galiba biraz da ondan bu derdim, dertliliğim.
Hani yabancı olmanın, yaban olmanın ne olduğunu öğrendiğimden belki de.
Hani "benim" dediğin topraktan, kendi isteğinle de olsa ayrılmanın adama koymasından, kursağın kavurgasını aramasından.

Yazın memleketimdeydim. Dedemin mezarını ziyaret etmek istedim, vakit olmadı fırsat olmadı edemedim.

Kimseye de diyemedim ama, koydu. Fena koydu.

Sonra bir de aklıma geldi, dedesinin mezarını ziyaret edecek olsa, kalksa gelse, ziyaret edecek mezarı kalmayan birinin hali.

Düşünün, 2010 yılında, yaşı artık 70'lere yaklaşmış, kendisi "orada" doğmuş ama babasından "bura"yı dinlemiş, sonunda cesaretini toplayıp dedesinin gömüldüğü, babasının çocukluğunu geçirdiği yeri görmeye gelmiş birinin halini, haleti ruhiyesini.

Anlatabiliyor muyum?

Monday, December 14, 2009

Muğla'da güz baharı

Hikayelerim var anlatacak.

Keşke bilsem nereden başlayacağımı.

Birsürü hikaye. Artık mezarları kaybolmuş ölülerden kalan.
Muğlalıyım.
14 yıldır da Muğla'dan uzağım.
Hatta, 6 yıldır memleketten de uzağım.
Hafif sarhoşum ama, yazdığımın ne olduğunun farkındayım.
1922 idi. Gittiler.
Onlar gitti.
Ne kaldı geride?
Onlardan ne kaldı geride?
Derdim bu şu aralar.
Millet başka şeylerle uğraşsın.
Ne olacak memleketin hali desin.
Ben hala 1922'deyim.
6000 senedir orada yaşıyorlardı.
Ölülerini de götürmediler ya yanlarında.
En azından mezarları olaydı da bir fatiha, ya da itikatlarınca ne ise onu okusaydık.